İnsan

Üryan geldim, yine üryan giderim…

Hayatı anlamlandırmış ve anlamdıramamış tüm yaratılmışlara ithafen demiş Karacaoğlan sözünü, Üryan geldim yine üryan giderim diye…

Di-Tar

Kıymetli okur, bu güzel hafta sonunun sana insani tüm duyguları en özde, tüm yüreğinle yaşatması dileğimle yazıma başlamak istiyorum. Sabah arabama bindiğimde sevgili Ahmet Aslan’ın okuduğu bu eseri taa içimden dinleyerek işime doğru yol aldım. Ahmet Aslan’ı tanıyanlar kendine özgü bir tarz ve icat ettiği Di-Tar ile ezgilerini okuduğunu bilirler. Sabah sabah bu eseri dinlemek beni her zaman olduğu gibi yine insan/oğlu üzerinde düşündürdü, şöyle bir baktım koskoca boşluk dedim herşey. Bütün amaçların hedeflerin hapse sürgün bir bağımlılık ve yorgunlukla elde edildiği şu dünyada hızla sanki hiç peşinden koşulmamışçasına yeni bişeye insanın başlaması çok enteresan olarak gördüğüm, izlediğim olaydır. İnsan o kadar sıkılgan, bıkkın çok afedersiniz maymun iştahlıki hiçbir şeyle tatmin nedense olmuyor. Acaba biz hatayı nerede yaptık? Yarım bıraktığımız şeyler olsun, hayatımızın odağına yerleştirdiğimiz amaç ve hedefler olsun. Bunlar bizi neden istediğimiz yere götürmüyor veya götürdüğünde mi? bir HİÇ olduğunu anladığımız algıladığımız için bıkıyoruz. Yani derdimiz ne? İçimizde taşıdığımız iki aslan var diyor düşünürler biri kötülüğe, biri hep iyiliğe yönlendiren. Lakin ben buna eksik ruh doyumu diyorum.

İnsan doğar, yaşar ve ölür… Bu klasik basit üçleme sadece canlı bir varlık için tanımlanabilir, biz bunu insan için söyleyemeyiz dostlar. İnsan doğup yüreği hissetmeye erişince biz ona sadece hedefler koyuyoruz bir spor dalında yarışan obje gibi, eşyalaştırıyoruz. Bizim külürümüzde bu nedir? Oğlum/Kızım sağlıklıca büyüsün okusun zor hayat şartları karşısında hep başarılı olsun, asla yenilmesin hırsını kaybetmesin… Başarılı bir okul, kariyer/iş, araba, ev… Daha sonra yine aynı özelliklere haiz bir eş. Refah düzeyi sadece maddi olarak yüksek bir yaşam… Bunlarla kamçılayarak büyütülüyor toplumumuzda dünyamızda bireyler, ya da ciddi oranda yüksek kesimi böyle diyebilirim. Ben anadolu insanıyım, haliyle bizde bu arkaplanla aşılanarak büyütüldük.

Biz bireyi bu şekilde şartlandırdığımızda onun yaşamına en büyük kötülüğü kendi ellerimizle çocuğumuza verdiğimizin farkında hiç değiliz. Biz onun hep maddi yönünü besliyoruz, sonra yarışa soktuğumuzda maddi yön kilometrelerce öteden yarışa başlarken, onun manevi yönü olan ruh, kalp sıfırdan başlıyor böylece. Ve en kötü acınası durum da ne biliyormusun? Hayatında en ufak bir negatifliği reddetmesi, yaşadığında kaldıramaması, yıkılıp dökülmesi, yaralanması. Bu telafi edilemez bir suç. Bireyi yetiştirirken ruhunu da doyurmalıyız, yaşamı ona her yönüyle verebilmeliyiz. Güneşli güzel bir bahar havasını nasıl kabulleniyor ve içinde zevkle dans ediyorsa, bulutlu kapalı bir havayı da o derece kabullenmeli. Bütün varoluşuyla bozmadan, bölmeden eksiksizce almalı. Ancak böyle anlam kazanıyor insan, böyle insanca olabiliyor…

Yıllarca maskelemekten kurtuluyor kendisini, kendi oluyor en özünde…

Bireye bunu öğreterek onu yaşam sahnesine yollamak en büyük başarıdır bence. Diğer türlüsü sadece bir cehennem.. Bu yaşamlar gerçekten olumsuzluklarla karşılaşmadan yaşansa bile mutluluk düşünülemez.

Sevgili okur,

İç sesini dinle, varoluşuna kulak ver… Bırak sıkma herşeyi serbest bırakki gelen herşeyin içine öylesine teslim ol, kelebekler uçussun…Dinle… Ne zamanki herşeyi bıraktın, o zaman herşey seninle. Hükmetmeyi/Yön Vermeyi/ Şartlandırmayı bırakıp yaşamın akışına teslim ol. Tüm kusursuzluk/kusurlulukta gizli.

Yaşam seni içine alacak, tüm yüreğinle cıvıltıyla yaşayacak ve aşkla nefes alacaksın!

Yazımı bu güzel eseri sizlerle paylaşarak sonlandırıyorum…

Dopdolu Sevgi ve muhabbetimle,


Üryan geldim gene üryan giderim
Ölmemeğe elde fermanım mı var
Azrail gelmiş de can talep eder
Benim can vermeğe dermanım mı var

Dirilirler dilirler gelirler
Huzur-ı mahşerde divan dururlar
Harami var diye korku verirler
Benim ipek yüklü kervanım mı var

Er isen erliğin meydana getir
Kadir Mevla’m noksanımı sen yetir
Bana derler gam yükünü sen götür
Benim yük götürür dermanım mı var

Yitir şu gönülden ileği yitir
Cehd eyle elini yoksula yedir
Bana derler gam yükünü sen götür
Benim yük götürür dermanım mı var

Karac’oğlan der ki ismim öğerler
Ağı oldu yediğimiz şekerler
Güzel sever deyi isnad ederler
Benim Hak’tan özge sevdiğim mi var

Karacaoğlan

“Aradığım her ne varsa, şafağı örülmemiş gecelerin suskun hecelerinde saklıdır yâr! Kovaladığım bayram şekeri tadındaki umutların arefesinde gidip geliyorum… Ve şimdi bütün rüyalarımda hasretin yüzü, yağmurlu camlarımda ise bütün efsunuyla yıldızların izi saklı…”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir