• Şiir,  Yazdıklarım

    Min’el Âşk…

    Bir duygu muydu aşk yalnızca, dimağımın bildiğiSende bulduğum şey huzur ki ömrümce aradığımO şuh bakışlarında ah!Gizlenmiş meğer minel aşk… Ve sen…Her damak bir tat,Her dem bir vecd-i ahire,Her damlada bir cânsın,Yüreğim sende bî cân,Derman yaralı kalbime sevdan… Ey yar! halet-i ruhiyem feci haldeAma gözlerim sende görür tek çerağMüşkülden çıkarsan, koymasan beni bu haldeHasretin istikbalime hüzünden bir çağ… Ey gül-i ruhsar,Cesede bir ruh elbisesi gerek,Gel ey yâr, sen sar…İşlesin tüm ateşin, bedenime…Aslı’nın Keremi, Leyla’nın Mecnun’u varİzin ver ben de senin gönlüne olayım yâr… Aşkın bende öyle bir ahval,Gönül hep elem,Maksuda erdir artık,Şair ettin, kalmadı devranda,Sıcak bir aguş… Ey yâr arş-ı alaya çıkar yüreğimi,Yağmurun taşırdığı nehirlere döneyim…Yalana meylet tüm bildiğimi,Ferman buyur, dizlerinin dibinde öleyim… Cân yâr…Yaradan aşkı sana yakıştırdıBende ezelden ebedi mabedim eyledi…Ey huril-ıyn, köleyim gözlerine,Şu yarama bir nevaziş eyle,Nâzanın yetti artık, bu acziyetime… Sana gönül verdim ise,Harap eyle, yık mı dedim?Birer, birer ömrü alıp daKemkıymet sat mı dedim?Neden dinlemezsin,Sarayımın terennümünü? Ey minel aşk!Duy feryadımı…Bir yaradana razı, bir de sana bu can…İstersen sev çokça, ister karar kıl azı…Zulmün bile güzel dedirtmez aman… /…Aşkın kalbimi nuş eyledi,Yaktı gönlümü yas eyledi,Gözüm yaşı aş eyledi,Veda…

  • İz Bırakanlar

    Bir Güneş’imi, bir babamı, bir de terliğimi bırakmıştım geldiğim yerde.

    Bir ilkbahar gününde, güller gibi kokan Medine’de dünyaya gözlerimi açmışım. Doğduğum hastahane, Ravza’nın hemen yanı başında olduğu için, duyduğum ilk koku, Sen’in bahçenin gül kokuları olmuş. Babam gelip de, daha kulağıma ezan okumadan, kulaklarım mescidinin ezan sesiyle şereflenmiş. Kırk günlük olduğumda ilk ziyaretimi de Hâne-i Saadet’ine yapmışım. Hemen hemen yaptığım her ilkte, Sen varsın. Daha konuşmayı öğrenmeden, Sen’i sevmeyi öğrenmişim. İlk adımlarımı Ravza’nın mermerlerinde atmış ve Rabb’imle ilk buluşmamı, ilk secdemi Sen’in mescidinde yapmışım. Evini her ziyaret edişimizde Sen’i görmesek bile, varlığını hisseder, evinden her ayrılışımızda da hüzünlenirdik. Çocuklar evde sıkılınca isterler ki, babaları onları parka, eğlence yerlerine götürsün. Medine’de yaşadığımız sürece, bunları hiç istemedik babamızdan. Canımız sıkılmaz mıydı acaba hiç? Sanırım Medine’deki hiçbir çocuğun canı sıkılmazdı. Çünkü burada hiçbir yerde olmayan Gül Bahçesi ve bahçenin “Biricik Efendisi” vardı. Vaktimizin çoğu, o bahçede geçerdi. Sen’in bahçenin mermerlerine ayakkabıyla basamazdık. Yalın ayak dolaşırdık mermerlerin üstünde. Korkardık belki bahçenin güllerine basmaktan kim bilir. Yazın mermerler ayaklarımızı yakar, bu hoşumuza giderdi. Babama sormuştum bir seferinde: – Babacığım Medine neden bu kadar sıcak?– Evlâdım, Medine’de iki Güneş var da ondan.– Nasıl olur babacığım, Güneş…

  • Kitap

    Aşk, bir uçurum kıyısında gözü bağlı yürümektir… Kardeşimin Hikayesi, Livaneli

    Herkese merhaba, güzel bir gün olsun… Ara ara elimden geldiğince ve en önemlisi bulduğum zamanı harcamak istediğim kitaplardan yazacağım size, Hangi kitaptan bahseceğim biliyor musun? Livaneli’nin okumaya geç kalmış hissettiğim ve beni öylesine derinden etkileyen, kendimden içinde öylesine çok şey bulduğum, şiddetle okumanızı istediğim romanı “Kardeşimin Hikayesi”… Kitap, isminin dışında aslında iki ikiz kardeşin hikayesini anlatıyor. Ahmet ve Mehmet… İstanbul’da hoş bir aile ortamında doğan kardeşler, bir bayram tatili için ailece dedeevine sabah erkenden Ankara’ya doğru yola çıkarlar,  yolda geçirdikleri hazin bir trafik kazasıyla anne ve babalarını kaybetmiş halde hastanede gözlerini açan kardeşleri emekli olarak Ankara’da yaşayan dede ve anneanne alıp götürür. Onlara bakıp, büyütür ve okuturlar. Üniversite okuyarak her ikisi de  anne ve babasının hayalindeki gibi mühendis olan Ahmet; Mehmet’e göre daha olgun bir çocuktur. İlerleyen yıllarda önce dedeyi daha sonra da anneanneyi kaybederler. Üniversite yılları sonrası askerliğini tamamlayan Ahmet, Enka şirketi bağlantısı ile Beyaz Rusya’ya giderek bir şantiyede işe başlar. O sırada askerde olan Mehmet’i Rusya’nın baş döndürücü güzelliği ve özelliklede kızlarıyla cezbedip onu da Rusya’ya gelmeye ikna etmeyi başarır. Çünkü yerinde duramayan, asi, her daim başı derde…

  • Meczûpnâme,  Yazdıklarım

    İnsan; bir damla kan ve bin endişe…

    Yaratılmışların içinde en eşsiz varlık insan üzerine biraz yazmak istedim bu sabah. Kendini bulmuş, hala arayan, ruhundaki tılsımı çözmeye ömrü boyunca gayret eden, etmeyen insanı biraz anlatmak istedi içimdeki “yaz” diye dürtü. Yaratılışındaki biyolojik bütün donanımın, dünyadaki son teknolojilerin bile erişemeyeceği bir mükemmeliyetle varedilen insan, sadece bir biyolojik varlık elbette değildir. Yürek dediğimiz biyolojik aksesuar ruha entegreli olarak çalışır ve beyni yönetir. İyi bir ruha sahipse beyin, iradeye muktedir mesajları gönderir. Biz bu dışarıya yansıyan irade sonucu mesajlara, müeyyidelere “amel” adı veririz. Bu sonuçlardır bizi manevi hazza veya azaba ulaştıran. Hayat, insanı hep imtihanlarla yoğurur, yorgun düşürür. Buna direnmek ise onun ruhunu ve yüreğini ne derece yetiştirebildiği, en büyük sermayesi olan zamanı nasıl kullanıp neye harcadığı, kainat reçetesindeki ilaç ve tavsiyelere uyup uymadığı ile alakalıdır bence. Çünkü ömür bir gün son yazacak. Ve o adaletli teraziye yürek ve ruh harddiski konulacak, bütün yazılım hatalarıyla, önlem almadan ruha sızdırdığı virüslerle gözler önüne serilecektir. Nitekim geri dönüşümü kapatılmış bir bilgisayar gibi “Error!” hatasının ruh yakıcı pişmanlığını kamçılayacak, nitekim artık hiçbir yakarışa faydası  olmayan “an” dan dönemeyeceği onu o hesap gününde yıkacaktır. Farkındalık…