• Şiir,  Yazdıklarım

    Ömür…

    Bir sonbahar yaprağı ömür, Mayhoşane bir çöpçü süpürgesinin üflediği, Hayal mevsimindeyiz gönül, Gelir geçer hanı değil ki bu yürek… Aldırma karanlık iklimlerin küf kokan soğuğuna, Gün gelecek elbet mutluluğa açılacak kapılar, Hüzün yağmuru dinecek kalplerimizden, Sarhoş sabahlayışlar bitecek… Matemi dinecek akşamlarımızın, Korku dolu rüyalar bitecek. Hülyalara yelken açmanın verdiği damak tadı, Elbet birgün bize de uğrayacak…

  • Şiir,  Yazdıklarım

    Min’el Âşk…

    Bir duygu muydu aşk yalnızca, dimağımın bildiğiSende bulduğum şey huzur ki ömrümce aradığımO şuh bakışlarında ah!Gizlenmiş meğer minel aşk… Ve sen…Her damak bir tat,Her dem bir vecd-i ahire,Her damlada bir cânsın,Yüreğim sende bî cân,Derman yaralı kalbime sevdan… Ey yar! halet-i ruhiyem feci haldeAma gözlerim sende görür tek çerağMüşkülden çıkarsan, koymasan beni bu haldeHasretin istikbalime hüzünden bir çağ… Ey gül-i ruhsar,Cesede bir ruh elbisesi gerek,Gel ey yâr, sen sar…İşlesin tüm ateşin, bedenime…Aslı’nın Keremi, Leyla’nın Mecnun’u varİzin ver ben de senin gönlüne olayım yâr… Aşkın bende öyle bir ahval,Gönül hep elem,Maksuda erdir artık,Şair ettin, kalmadı devranda,Sıcak bir aguş… Ey yâr arş-ı alaya çıkar yüreğimi,Yağmurun taşırdığı nehirlere döneyim…Yalana meylet tüm bildiğimi,Ferman buyur, dizlerinin dibinde öleyim… Cân yâr…Yaradan aşkı sana yakıştırdıBende ezelden ebedi mabedim eyledi…Ey huril-ıyn, köleyim gözlerine,Şu yarama bir nevaziş eyle,Nâzanın yetti artık, bu acziyetime… Sana gönül verdim ise,Harap eyle, yık mı dedim?Birer, birer ömrü alıp daKemkıymet sat mı dedim?Neden dinlemezsin,Sarayımın terennümünü? Ey minel aşk!Duy feryadımı…Bir yaradana razı, bir de sana bu can…İstersen sev çokça, ister karar kıl azı…Zulmün bile güzel dedirtmez aman… /…Aşkın kalbimi nuş eyledi,Yaktı gönlümü yas eyledi,Gözüm yaşı aş eyledi,Veda…

  • Meczûpnâme,  Yazdıklarım

    İnsan; bir damla kan ve bin endişe…

    Yaratılmışların içinde en eşsiz varlık insan üzerine biraz yazmak istedim bu sabah. Kendini bulmuş, hala arayan, ruhundaki tılsımı çözmeye ömrü boyunca gayret eden, etmeyen insanı biraz anlatmak istedi içimdeki “yaz” diye dürtü. Yaratılışındaki biyolojik bütün donanımın, dünyadaki son teknolojilerin bile erişemeyeceği bir mükemmeliyetle varedilen insan, sadece bir biyolojik varlık elbette değildir. Yürek dediğimiz biyolojik aksesuar ruha entegreli olarak çalışır ve beyni yönetir. İyi bir ruha sahipse beyin, iradeye muktedir mesajları gönderir. Biz bu dışarıya yansıyan irade sonucu mesajlara, müeyyidelere “amel” adı veririz. Bu sonuçlardır bizi manevi hazza veya azaba ulaştıran. Hayat, insanı hep imtihanlarla yoğurur, yorgun düşürür. Buna direnmek ise onun ruhunu ve yüreğini ne derece yetiştirebildiği, en büyük sermayesi olan zamanı nasıl kullanıp neye harcadığı, kainat reçetesindeki ilaç ve tavsiyelere uyup uymadığı ile alakalıdır bence. Çünkü ömür bir gün son yazacak. Ve o adaletli teraziye yürek ve ruh harddiski konulacak, bütün yazılım hatalarıyla, önlem almadan ruha sızdırdığı virüslerle gözler önüne serilecektir. Nitekim geri dönüşümü kapatılmış bir bilgisayar gibi “Error!” hatasının ruh yakıcı pişmanlığını kamçılayacak, nitekim artık hiçbir yakarışa faydası  olmayan “an” dan dönemeyeceği onu o hesap gününde yıkacaktır. Farkındalık…

  • Meczûpnâme,  Yazdıklarım

    Aşk’a Matem Düştü – Bölüm 1

    Kutlu bir vuslatın başlangıcı mı bu?Hazin bir yanılgının öyküsü mü?Sıladan gurbete düşünce yollar,Ne sorarsan sor, hazin tüm sonlar… Derin bir seyir tutturmuştu gözleri. Acı, birazda heyecanlı zifiri karanlıkta ilerlerken ay ışığının yansımalarıyla çizgi çizgi yol şeritlerinde kalıyordu göz bebekleri. Haftalardır zihnindeki gidiş planını gerçekleştirmenin uyandırdığı sevinç, ruhuna tatlı bir zafer hissi veriyordu. Henüz kaderinin karanlığına ilerlediğinin, nelerin beklediğinin farkında olmadan. Hemen önündeki koltukta oturan altmış yaşlarında ağarmış saçları ve soluk benziyle yüzünde yıllanmış bir burukluğun yer tuttuğu, karanlığa hazin hazin dalıp giden, yarı uykulu haliyle mücadelesini sürdürerek izlemeye devam eden adam az çok kendisinin bile anlamlandıramadığı sevincini bozmasına neden oluyordu taki hostes mola anonsunu geçene kadar. Otobüsten indiğinde sanki fön makinası tutulmuşçasına, nemli ağır bir hava hissetti yüzünde. Yazın en derin, yöreye alışık olmayan yolcuları rahatsız edecek mevsimin ortalarıydı. Canı soğuk birşeyler istese de, beyni onu çay içmesi için ikna etmişti çoktan. Açık balkonu ve şirin tentesi olan insanı yoldan alıkoymaya şartlanmış bir tesisti Yeşil Konak. Misafirlerini ilk olarak semaverde çayın baş döndürücü kokusu karşılıyordu. Beyni zorlasa da çaya olan isteksizliğinden vazgeçirmeye yetiyordu Onu. Çayını alıp balkondaki boş bir masaya…