• Meczûpnâme,  Yazdıklarım

    İnsan; bir damla kan ve bin endişe…

    Yaratılmışların içinde en eşsiz varlık insan üzerine biraz yazmak istedim bu sabah. Kendini bulmuş, hala arayan, ruhundaki tılsımı çözmeye ömrü boyunca gayret eden, etmeyen insanı biraz anlatmak istedi içimdeki “yaz” diye dürtü. Yaratılışındaki biyolojik bütün donanımın, dünyadaki son teknolojilerin bile erişemeyeceği bir mükemmeliyetle varedilen insan, sadece bir biyolojik varlık elbette değildir. Yürek dediğimiz biyolojik aksesuar ruha entegreli olarak çalışır ve beyni yönetir. İyi bir ruha sahipse beyin, iradeye muktedir mesajları gönderir. Biz bu dışarıya yansıyan irade sonucu mesajlara, müeyyidelere “amel” adı veririz. Bu sonuçlardır bizi manevi hazza veya azaba ulaştıran. Hayat, insanı hep imtihanlarla yoğurur, yorgun düşürür. Buna direnmek ise onun ruhunu ve yüreğini ne derece yetiştirebildiği, en büyük sermayesi…

  • Meczûpnâme,  Yazdıklarım

    Aşk’a Matem Düştü – Bölüm 1

    Kutlu bir vuslatın başlangıcı mı bu?Hazin bir yanılgının öyküsü mü?Sıladan gurbete düşünce yollar,Ne sorarsan sor, hazin tüm sonlar… Derin bir seyir tutturmuştu gözleri. Acı, birazda heyecanlı zifiri karanlıkta ilerlerken ay ışığının yansımalarıyla çizgi çizgi yol şeritlerinde kalıyordu göz bebekleri. Haftalardır zihnindeki gidiş planını gerçekleştirmenin uyandırdığı sevinç, ruhuna tatlı bir zafer hissi veriyordu. Henüz kaderinin karanlığına ilerlediğinin, nelerin beklediğinin farkında olmadan. Hemen önündeki koltukta oturan altmış yaşlarında ağarmış saçları ve soluk benziyle yüzünde yıllanmış bir burukluğun yer tuttuğu, karanlığa hazin hazin dalıp giden, yarı uykulu haliyle mücadelesini sürdürerek izlemeye devam eden adam az çok kendisinin bile anlamlandıramadığı sevincini bozmasına neden oluyordu taki hostes mola anonsunu geçene kadar. Otobüsten indiğinde sanki fön…

  • Meczûpnâme,  Şiir

    Eylül Kaçağı, Çocuk…

    Hayatın yeşil mecralarında değil,Saçlarımın ağarmış ücralarında dolaşmalısın…Yoksa anlayamazsın,Beyaza çalmamışken daha siyahların,Söyle beni nerden tanırsın? Katil bir Eylül’ün aşığıyım ben,Çocuk! Zorlama kendini,Anlamazsın…Yağmurdan kaçmalısın evvela,Mesela; Ekim yarısında vurulmalı düşlerin,Belki o zaman anlarsın…Gönül hücrende işkence görmemişken,Kan tükürmemişken örneğin,Sırtında zincir izleri kırılmamışken,Tırnakların dökülmemişken,Duvarları yumruklamaktan…Nasıl anlarsın beni? Zor…Tutuklanmalısın bir de,Bizzat özgürlüğünün kollarında,Yasaklar çiğnemelisin,Bir nefes hayata tutunarak…Nerden bilirsin? Aşkı silmiş sandığın yüreğimin,Aşka nasıl esir düştüğünü,İçimde olmadan,Ben olmadan üstelik, Göremezsin! Ve görme de…Yalındır tüm cümlelerim,Her harfinde asırlarca acı gizli,Ki ben iyi ifade ederim,İnanma,Külliyen yalan! Tanıyamazsın sen beni çocuk,Aynı dilin,Farklı lisanlarını konuşuyoruz…Ne devrimci,Ne faşisttir sevmelerim,Devrik bir yanılgı sadece,Bütün sevdiklerim…Ben Eylül kaçağıyım çocuk,Ahir zamanında soluğum,Tüm üniformalılardan korkarım,İşte; Bundan yorgunluğum…Boynumda bir vebaldir dün,Bakma; mağrur, suskun duruşuma…Narinliğimin mimarıdır, pişmanlıklar…Kördüğüm olmuşum işin…