Meczûpnâme

Kasım’da #Kartpostal #Film #Kitap Gibi Şeyler…

Herkese merhaba,

Sevgili blogumu ve takip ettiğim blogları kısa bir aranın ardından özledim. 29 Ağustos öncesi başlayan tatlı bebek heyecanımız, bebeğimizin doğumuyla birlikte yerini daha güzel bir heyecana, aşka, sevgiye ve bunların birer tatlı meşakkati olan gecesi gündüzüyle bakımıyla, rutin takibiyle süregelen birlikte büyüme hikayemiz hızla sürüyor ve ben bu yazıyı bloga düşerken minik Zeyneb’imiz çoktan iki buçuk aylık oldu.

Velhasıl kısa bir iç dökümü satırlaşmasından sonra gelelim konumuza;

Evet, konumuz kartpostallaşma ve kartpostal…

Kıymetli dostlar, kartpostalın standart ve öz anlamı; “geçmişten bugüne göz kırpan ve pek çok kişinin içinde sebepsiz mutluluklara sebep olan bir iletişim aracı” olmasıdır. Benim kendime özgü herhangi bir kolleksiyonum mevcut değildi, ama son zamanlarda stiykır, plak, posta pulu veya kartpostal arşivini kolleksiyonlaştırmayı çok istedim. Niyetim hala da var. Stiykıra başladım çoktan lakin diğerlerini de istiyorum. Geçtiğimiz günlerde sevgili blogger Adamkarga’dan ilk kartpostalımı da aldım. Çok mutlu etti beni, buram buram dijitalliğin dışına götürdü. Güzel bir el yazısıyla arkasını da yazmış sağolsun. Kısa zamanda geri bildirim olarak hoş bir kartpostal yollayacağım. Tabi bloglarda zaman kavramı biraz farklı işliyor. Normal zamana göre çok geç kalmış oluyoruz haliyle, ama sonuç olarak takipte olup gerçekleştirebilmek ayrı bir mutluluk tabi..

Yaptığımız bir diğer şey ise 11 Ekim’de vizyona giren 7.Koğuştaki mucize filmi…

Eşimle birlikte gittiğimiz bu filme uzun bir aradan sonra ilk kez bu bu kadar duygu yüküne boğulduğumuzu özümsedik… Müthişti gerçekten… Vizyonda olsun veya olmasın, kesinlikle izlenilesi bir filmdi.

 

Film Kısaca;

7 yaşındaki kızı ile aynı zeka yaşına sahip bir babanın adalet arayışını konu ediyor. 1983 yılında bir Ege kasabasında küçük bir kız ölür. Ölen küçük kız sıkıyönetim komutanının kızıdır ve onun ölümünün sorumlusu olarak babaannesi ile yaşayan ve 7 yaşında bir kızı olan Memo görülür. Memo, her ne kadar suçsuz olduğunu anlatsa da kimse ona inanmaz. İdam cezasına çarptırılan Memo’nun yakınları adaletin sağlanması için uğraşırken, Memo ve kızı Ova’nın tek istediği birbirlerine kavuşabilmektir. Memo, bir mucize gerçekleşip idam cezasından kurtulabilecek midir? Yönetmenliğini Mehmet Ada Öztekin’in üstlendiği filmin oyuncu kadrosunda Aras Bulut İynemli, Nisa Sofiya Aksongur, Celile Toyon, İlker Aksum, Mesut Akusta, Deniz Baysal, Yurdaer Okur gibi isimler yer alıyor.

Bir diğer husus başlamamız gereken “İnanç Turları”….

Uzun bir süre önce sevgili kardeşim, dostum Osman’la bir karar verdik. Önce yurt içinde yakın çevremizden başlayarak bir Mana Sultanları Rehberi yaparak, bu yerleri ziyaret edip, resim, anı, hatıra ve bilgi günlükleri arşivlemek olacaktı. Bunu da bloglayacaktım burada. İnşAllah bu kış ile birlikte başlama kararı aldık. Gerçekleştirebilmeyi gönülden istiyor ve duâ ediyoruz.

Ve son olarak sevgili blog;

Sevgili Fatih Duman’ın Âmâ- Somuncu Baba Romanı yayınlandı. Bir kaç gün önce kitapyurdundan imzalı olarak nasibolan bu eseri dün akşam bitirdim. Her romanı ayrı bir tasavvuf ehlini anlatan bu serinin son kitabı yine bana diğerlerini aratmadı. Kalemi daim olsun. Çok beğendim ve istifade ettim. Kısa zamanda bu kitap ve diğer yazmadığım kitapları hakkında da bilgi notlarımı buraya düşmeyi umuyorum.

Kısaca kitap tanıtımı da şöyle;

Cânım kâri, görmek bir şeye hudut koymaktır belki. Ya görmeden yaşayanlar, bizim anladığımız gibi dünyayı anlamayanlar? Hem görmek için illa göz mü gerekir ki? Bence hayır. Bazıları bakmasa da görür, gözleri görmese de bilirler…

Hayal mi gerçek; gerçek mi hayal kestiremediğim zamanlarım oluyor benim de. Ve bazı şeylerin hayali güzel kendisi değil, biliyorum. Bu kez kendi hayal ettiğim birinin hayalleriyle kuruyorum cümlelerimi ben. Kitabı okuyup da bitirdiğinde ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksın. Ama şimdiden söyleyeyim ki hayal gerçek gibi değil, sınırı, saati, yeri ve hududu yok. Belki de bunun için güzel ve hayali olmayanlar bunun için eksik belki de…

Bu hikâyeyi uzun zamandır taşıdım gönlümde. Zaman geçtikçe unuturum sandım ama unutmadım. Her defasında yeniden ve yeniden hatırladım. İçimizde her vakit var olan birinin dilinden, kibrin dilinden bir derdi anlatmak için düşürdüm gönlümü bu satırlara. Kibrim galip gelmesin diye kendimi onunla anlattım. Hayal ettim ve hayalime inandım.
Hem yaşadığımız her şey bir rüya ise ve biz ismine “hayat” diyorsak?

Sonbaharın hızla yapraklarını döküp hızla kışa gölge düşürdüğü bu günlerde, yuvanız ve yüreğinizin sımsıcak olması dileğimle….

Sevgimle,

“Aradığım her ne varsa, şafağı örülmemiş gecelerin suskun hecelerinde saklıdır yâr! Kovaladığım bayram şekeri tadındaki umutların arefesinde gidip geliyorum… Ve şimdi bütün rüyalarımda hasretin yüzü, yağmurlu camlarımda ise bütün efsunuyla yıldızların izi saklı…”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir