Meczûpnâme,  Şiir

Eylül Kaçağı, Çocuk…

Hayatın yeşil mecralarında değil,
Saçlarımın ağarmış ücralarında dolaşmalısın…
Yoksa anlayamazsın,
Beyaza çalmamışken daha siyahların,
Söyle beni nerden tanırsın?
Katil bir Eylül’ün aşığıyım ben,
Çocuk!
Zorlama kendini,
Anlamazsın…
Yağmurdan kaçmalısın evvela,
Mesela;
Ekim yarısında vurulmalı düşlerin,
Belki o zaman anlarsın…
Gönül hücrende işkence görmemişken,
Kan tükürmemişken örneğin,
Sırtında zincir izleri kırılmamışken,
Tırnakların dökülmemişken,
Duvarları yumruklamaktan…
Nasıl anlarsın beni?
Zor…
Tutuklanmalısın bir de,
Bizzat özgürlüğünün kollarında,
Yasaklar çiğnemelisin,
Bir nefes hayata tutunarak…
Nerden bilirsin?
Aşkı silmiş sandığın yüreğimin,
Aşka nasıl esir düştüğünü,
İçimde olmadan,
Ben olmadan üstelik,
Göremezsin!
Ve görme de…
Yalındır tüm cümlelerim,
Her harfinde asırlarca acı gizli,
Ki ben iyi ifade ederim,
İnanma,
Külliyen yalan!
Tanıyamazsın sen beni çocuk,
Aynı dilin,
Farklı lisanlarını konuşuyoruz…
Ne devrimci,
Ne faşisttir sevmelerim,
Devrik bir yanılgı sadece,
Bütün sevdiklerim…
Ben Eylül kaçağıyım çocuk,
Ahir zamanında soluğum,
Tüm üniformalılardan korkarım,
İşte;
Bundan yorgunluğum…
Boynumda bir vebaldir dün,
Bakma; mağrur, suskun duruşuma…
Narinliğimin mimarıdır, pişmanlıklar…
Kördüğüm olmuşum işin özü,
Beni çözemezsin…
Ne söylediklerimin hükmü var,
Ne de gerçektir kimliğim…
Yargısızım,
Ayaklar altında sürünür tüm inançlarım,
İhtilal olmuş kanunların çöküşüyüm,
Bilemezsin…
Ey çocuk!
Acıyı tanıdım sanıyorsun ya hani,
Sen kıyısından geçerken acı bildiğinin,
Ben dalgalarında kulaç atıyordum…
İşte bundan,
Bundan erken olmuşluğum..

Sevgili Aytaç’a teşekkürlerimle…

 

“Aradığım her ne varsa, şafağı örülmemiş gecelerin suskun hecelerinde saklıdır yâr! Kovaladığım bayram şekeri tadındaki umutların arefesinde gidip geliyorum… Ve şimdi bütün rüyalarımda hasretin yüzü, yağmurlu camlarımda ise bütün efsunuyla yıldızların izi saklı…”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir