Kitap

Dem (Bir Telli Baba Romanı)

Âşk… Günümüzün neredeyse basitleştirilmiş, dillere sakız edilmiş üç kelimesi. Sorsanız insanlar âşkı her daim ararlar, lakin sandıkları âşkı bulduklarında ise köleleştirmeye çalışır, benleştirmeye çalışır insan nefsi ne garip… Netice olarak köle bulunur ama, âşk bulunmaz. Sonuç sadece bir sosyal kölelikten ibaret. Yüreği güzel insanlar, âşk olsunlar her dem, âşkla olsunlar. Ey şuan okuyan güzel dost dünyada ne kadar yaşarsak yaşayalım gerçekten şöyle dönüp baktığımda biz iyi ruhlar için sanırım sadece güzellik yeri, yardım yeri, iyilik mekanı, konup hayırla vazifemizi tamamlayıp sonsuzluk alemine gideceğimiz yer burası, bu mekan huzur dolmalı, iyiler dolmalı, umut ve yüreği gül yaratılmışlarla dolmalı….

İstanbul, Âşk-ı İstanbul…

Bilmem ne kadar zamandır, ne asırdır âşkı arayanların uğrak hanı, çile hanesi olmuş şehir, aşkın mabedi, manası, deryası İstanbul. Bende yeri, yerli yersiz, ne zaman ansam, görsem, özlesem âh diye ahûyar diye hayallerimde meczupça eğleştiğim İstanbul… Sen hep âşk’a âşk oldun, ev sahibi oldun. Âşk’ın kimsesizlerinin kimsesi oldun. Yüreklerdeki o dünya büyüklüğünün terazilerinde kıyaslanamayacak, dert taşıyıcılarının ana kucağı oldun İstanbul. Dertlere derman oldun zahirde dermansız görseler bile. Biz razı olduk, Allah’ta senden razı olsun…

Fatih Duman, Dem

Evet kıymetlim kısa bir iç dökümü hasbihâlin ardından kısaca bahsedeyim kitaptan. Fazla detay vermeden, çünkü isterim ki merak edesin, isterim ki temin edip okuyasın, okutasın. İsterim ki gönüllere bir tohum düşüresin, yeşertesin isterim âşkı sinelerde…

“Âşk, gönlün zekâtıdır.” sloganı ile bitirdiğim bu güzel kitap, bir kütüphanecinin (Bilal) karlı bir İstanbul gününde karşı yakadaki evine ulaşım aksaklıkları sonucu gidemeyerek geri kütüphaneye dönmesiyle, İstanbul’u gezmeye gelen bir gezgin olan Benjamin’in kendi hikayesini anlattığı bir kitabı tevafûken bulup okumasıyla başlıyor.

Sarıyer’de bulunan çay bahçesine her gün uğrayan Benjamin’e orada tanıştığı yaşlı adam Aşık Abullah’ı, yani Telli Baba’nın hikayesini anlatıyor. Bu süreçte farkında olmadan o adamdan aslında gerçek aşkı talim ediyor Benjamin… İçine kor düşüyor, korku/susuz/luk düşüyor… Telli babanın aşkına öyle bir dalıyor ki, yüreği öyle bir yanıyor ki. Keşkelerle başlıyor yangını, iyikilerle daha da korlanıyor. Bağlanıyor âşka, deliler gibi… Benjamin’in bu hamlığını pişirerek atma yolculuğunu asla ama asla kaçırmayın…

Ben bir solukta okudum yazarın diğer kitapları gibi…

Sen de bu kitapta, Benjamin’in Bünyamin’e dönüşümünü…

Telli Âşığın âşk yolculuğuna talebeliği ve hikayesini…

O yaşlı adamın aslında ne varlığını, ne yokluğunu…

Fatih Duman’ın Tasavvûfi kaleminin güzellik ve incelikleri ile okuyacaksın…

Bu arada ufak bir hatırlatma yapmak istiyorum. Bloguma bir kategori ekledim; “Meczûpnâme”. Burada ben meczup âşk talibinin denemeleri, yazıları, blog romanlarını, acizane yazdıklarımı toplayacağım kategoride bölüm bölüm yazdığım herşeyi direkt olarak takip edebileceksin. Bunun heyacanı şimdiden çok büyük. Zaman bulabildikçe yazmaktan ziyade bu eksikliklerle dolu blogumu biraz daha yoğurabilmek istiyorum eklediğim kategorilerde düzenlemeler yaparak. İnşAllah nasibolur, dua istiyorum senden. Şimdiden bu mübarek Ramazan-ı Şerifindeki Leyle-î Kadir’ini ve bayramını kutluyorum. Dilerim bu mübarek misafiri âşk ile karşılayıp yolcu etmişsindir…

Yazımın sonundaki videoyu ruhuna şifâ olması için paylaştım seninle, yeni bir kitapta buluşabilmek umudu ile, âşk olsun… Duân ile…

“Aradığım her ne varsa, şafağı örülmemiş gecelerin suskun hecelerinde saklıdır yâr! Kovaladığım bayram şekeri tadındaki umutların arefesinde gidip geliyorum… Ve şimdi bütün rüyalarımda hasretin yüzü, yağmurlu camlarımda ise bütün efsunuyla yıldızların izi saklı…”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir