“Aradığım her ne varsa, şafağı örülmemiş gecelerin suskun hecelerinde saklıdır yâr! Kovaladığım bayram şekeri tadındaki umutların arefesinde gidip geliyorum… Ve şimdi bütün rüyalarımda hasretin yüzü, yağmurlu camlarımda ise bütün efsunuyla yıldızların izi saklı…”

  • Meczûpnâme

    Kasım’da #Kartpostal #Film #Kitap Gibi Şeyler…

    Herkese merhaba, Sevgili blogumu ve takip ettiğim blogları kısa bir aranın ardından özledim. 29 Ağustos öncesi başlayan tatlı bebek heyecanımız, bebeğimizin doğumuyla birlikte yerini daha güzel bir heyecana, aşka, sevgiye ve bunların birer tatlı meşakkati olan gecesi gündüzüyle bakımıyla, rutin takibiyle süregelen birlikte büyüme hikayemiz hızla sürüyor ve ben bu yazıyı bloga düşerken minik Zeyneb’imiz çoktan iki buçuk aylık oldu. Velhasıl kısa bir iç dökümü satırlaşmasından sonra gelelim konumuza; Evet, konumuz kartpostallaşma ve kartpostal… Kıymetli dostlar, kartpostalın standart ve öz anlamı; “geçmişten bugüne göz kırpan ve pek çok kişinin içinde sebepsiz mutluluklara sebep olan bir iletişim aracı” olmasıdır. Benim kendime özgü herhangi bir kolleksiyonum mevcut değildi, ama son zamanlarda stiykır, plak, posta pulu veya kartpostal arşivini kolleksiyonlaştırmayı çok istedim. Niyetim hala da var. Stiykıra başladım çoktan lakin diğerlerini de istiyorum. Geçtiğimiz günlerde sevgili blogger Adamkarga’dan ilk kartpostalımı da aldım. Çok mutlu etti beni, buram buram dijitalliğin dışına götürdü. Güzel bir el yazısıyla arkasını da yazmış sağolsun. Kısa zamanda geri bildirim olarak hoş bir kartpostal yollayacağım. Tabi bloglarda zaman kavramı biraz farklı işliyor. Normal zamana göre çok geç kalmış oluyoruz haliyle,…

  • Meczûpnâme,  Yazdıklarım

    Aşk’a Matem Düştü – Bölüm 4

    Yüreğinde ne varsa savurmuşsun Rüzgâra, Nereden mi anladım? Saçlarım hasretinden dağıldı… Uyandığında beden yorgunluğu yerine zihin yorgunluğu demliyordu Erdem’i bu şirin ilçe sabahında. Çantasını hazırladıktan sonra balkona çıkıp biraz hava aldı. Aşağı indiğinde Musa hoca’nin eşi Zehra hanım kahvaltı sofrasını hazırlıyordu. -Hayırlı sabahlar Erdem, çok erken kalkmışsın evladım. -Sabahınız hayrolsun Zehra Teyze, bugün güzel bir başlangıç olsun istiyorum, o kadar çok işim var ki. -Allah yardımcın olsun evladım, hemen otur öyleyse Musa amcan şimdi fırından gelir. Elinde sıcacık mis kokulu gevrek pide ekmeklerle içeri girdi Musa Hoca. -Oo, Evlat! Erkencisin daha ilk günden, dinlenseydinya. -Hoşgeldin Musa amca, size çok zahmet veriyorum ne gerek vardı. -Ne zahmeti evladım, şeref verdin sen evimize. Bunlar bizim yörenin meşhur pideleri. ilk kahvaltı sabahından bunları tatmadan seni gönderir miyiz sanıyorsun? -Mahcup ediyorsunuz amca, teşekkür ederim. -Bir daha böyle sözler duyarsak o zaman zahmete gireriz evladım, hadi hanım koy çaylarımızı da güzel bir kahvaltı yapıp merkeze ineceğiz bugün Erdem’le, işleri çok çocuğun. Buğunda çaylar güzel bir muhabbet ve misafirperverlik havasında içilmiş, sağlam bir kahvaltı edilmişti. Bugün ilçe Kaymakamlığı’na giderek evrak işlerini halledecekti Erdem. Ardından sağlık ocağını,…

  • Zeynep

    Hoşgeldin #Zeynep

    Bazı mutluluklar vardır, hiç bir tarifi olmayan. Ürkütücüdür bazen. Öyle heyecan verir ki, sağlığınızı bile etkiler olumlu yönde. Süsler tüm ruhunuzu, ve çiçekler açtırır tüm yaşam değerlerinizde. Bunlar ve daha fazlasıyla tarif edemeyeceğim bir sonbahar ikliminde dünyada hiç tatmadığım, belki de dünyaya ait olmayan bir aşkla doğdun sen… Daha kısacık bir zaman oldu hastanede başlayan birlikteliğimiz, sonbahar ilkliminde hep genç kalmasını dilediğim aşk rüzgârı gibi dokundun benim, annenin ve tüm ailemizin ruhuna…. Sevgili kızım, bu minik anıyı bu sayfaya düştüğümde sen mini-minnacık henüz bir kaç günlük çok tatlı bir bebektin… Yaşamın hep en güzel güneşlerle çiçek açsın ömründe, Seni Çok Seviyorum Sevdalım…. Ve Son olarak sana ve bu güzel güne Zülfü Livaneli’nin okuduğunda tebessüm edeceğini umduğum eserini bırakıyorum; Akasya kokan gecelerde Türküler söyleyip dolaşırdın sen Birer birer dökülen hecelerde Kendi yüreğinle yarışırdın sen Sağ olsun uçan kuşlar Çiçeğe durmuş ağaç Yaşasın sevdalılar Sevdalım hayat Karanlıktan güçlüydü hep aydınlık Uzakta parlayan sımsıcak ışık Şiir sana tutkun sen ona aşık Kendi yüreğinle yarışırdın sen Sağolsun uçan kuşlar Çiçeğe durmuş ağaç Yaşasın sevdalılar Sevdalım hayat Yaşam dalga dalga uzar giderdi Ölüm gözümüzde bir arpa…

  • Meczûpnâme,  Yazdıklarım

    Aşk’a Matem Düştü – Bölüm 3

    Düşünceler bir Ankebut ağı. Kimse olduğu gibi, Göründüğü gibi hiç değil, Her söz bir narkoz iğnesi, söyleyen de duyan da uyuşuk… Bırak konuşmayı artık susmalar bile değersiz haramî yüreklere… Bazen yanınızdaki yüreğinize en uzak olandır hani, Erdem için tam da böyleydi Nazan. Gösterişi seven, sahte iltifatların ruhunu okşamasıyla zamanı doldururdu henüz yeni başladığı işyerinde. Akşamları da birkaç kız arkadaşıyla haftada neredeyse her gün en az bir saat uğradıkları canlı müzik yapan Ateş kafeye uğrar kendilerince eğlenir, dedikodu yapar ve gelen giden erkekleri keserlerdi. Diğer arkadaşları gibi bunalmıştı herşeyden Nazan, haftanın neredeyse altı günü sabah erkenden kalkmak zorunda olmak, o saçma kopya tasarımcısında akşamın her gün ortalama yedisine kadar gözlerini o yorucu ve salakça gelen kopya makinesinde geçirmek kısacası kendine göre bu saçma hayattan zengin bir delikanlı bulup ailesini bile silerek şaşalı hayatı elde edip rahata ermekti tek niyeti. Onu bu hayata özendiren, etkisinde bırakan çocukluğunda doğup büyüdüğü mahallenin karışık gençlik yapısıydı. Tamamının niyeti hep bu yönde olmuştu. Ne yazıkki bir çoğu pembe düşlü vaatlerle kandırılıp hayatı bitirilmek istenen manşetüstü haberlerde vahşice kullanılıp çamur bir geleceğe bırakılan türdendi. Bir mahalle öteye…