Meczûpnâme,  Yazdıklarım

Aşk’a Matem Düştü – Bölüm 1

Kutlu bir vuslatın başlangıcı mı bu?
Hazin bir yanılgının öyküsü mü?
Sıladan gurbete düşünce yollar,
Ne sorarsan sor, hazin tüm sonlar…


Derin bir seyir tutturmuştu gözleri. Acı, birazda heyecanlı zifiri karanlıkta ilerlerken ay ışığının yansımalarıyla çizgi çizgi yol şeritlerinde kalıyordu göz bebekleri. Haftalardır zihnindeki gidiş planını gerçekleştirmenin uyandırdığı sevinç, ruhuna tatlı bir zafer hissi veriyordu. Henüz kaderinin karanlığına ilerlediğinin, nelerin beklediğinin farkında olmadan. Hemen önündeki koltukta oturan altmış yaşlarında ağarmış saçları ve soluk benziyle yüzünde yıllanmış bir burukluğun yer tuttuğu, karanlığa hazin hazin dalıp giden, yarı uykulu haliyle mücadelesini sürdürerek izlemeye devam eden adam az çok kendisinin bile anlamlandıramadığı sevincini bozmasına neden oluyordu taki hostes mola anonsunu geçene kadar.

Otobüsten indiğinde sanki fön makinası tutulmuşçasına, nemli ağır bir hava hissetti yüzünde. Yazın en derin, yöreye alışık olmayan yolcuları rahatsız edecek mevsimin ortalarıydı. Canı soğuk birşeyler istese de, beyni onu çay içmesi için ikna etmişti çoktan. Açık balkonu ve şirin tentesi olan insanı yoldan alıkoymaya şartlanmış bir tesisti Yeşil Konak. Misafirlerini ilk olarak semaverde çayın baş döndürücü kokusu karşılıyordu. Beyni zorlasa da çaya olan isteksizliğinden vazgeçirmeye yetiyordu Onu. Çayını alıp balkondaki boş bir masaya oturdu.

Tam bir yudum alacaktı ki, otobüste önünde oturan yaşlı adam yorgun mimikleriyle belirdi.

-Selamünaleyküm delikanlı. Oturabilir miyim? dedi.

Bir müddet donuk ve düşünceli haliyle seyre dalan gencin durağan bakışları karşısında kaldı.

-Tabiki, buyrun amca.

-Sağ ol evladım. diyerek oturan yaşlı adama çay ikram etmek için harekete geçmek istedi.

-Amcacım çay içer miydiniz?

-Sağ ol evladım, açık bir çay alabilirim size zahmet olmazsa.

-Estağfurullah amca ne zahmeti, diyerek çayını getirdi yaşlı adamın.

-Belli ki bu iklimin insanı değilsin? Çok terli görüyorum yüzünü. Ahh, yaşlılık işte. Tanışmadık bile…

-Önemli değil amca, Adım Erdem. Evet, ilk kez uğruyorum buralara.

-Memnun oldum evladım, bende Aziz. Emekli Öğretmenim. Yörede Demirler’in Aziz’i diye bilirler beni. Çaylarımızı soğutmadan içelim istersen, mola süresi dolmak üzere. Zaten bir saate varırız inşallah evladım.

-Peki, Aziz amca.

Mola süresinin bittiği anonsu da yankılanıyordu Yeşil Konak’ta çaylarından son yudumu aldıklarında. Yaşlı adamla tekrar otobüsteki yerini aldı Erdem.
Devam Edecek…..

“Aradığım her ne varsa, şafağı örülmemiş gecelerin suskun hecelerinde saklıdır yâr! Kovaladığım bayram şekeri tadındaki umutların arefesinde gidip geliyorum… Ve şimdi bütün rüyalarımda hasretin yüzü, yağmurlu camlarımda ise bütün efsunuyla yıldızların izi saklı…”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir