Kitap

AbumRabum – Hz.İbrahim Romanı – İskender Pala

Baharın iklimi düştü üzerimize, bu sabah daha net duymaya başladım kuş cıvıltılarını, tertemiz havayı ve güneşin soğuk davranmadığını şu günlerde gördüm artık. Baharın müjdecisi tüm bunlar. Lakin ben içimin, hatta ta içimin yüreğimin kabardığı ruhumun kavrulduğu zamanlardayım. Kaynayıp taşması an meselesi olan volkanlar gibi içim. Bastırılmış hislerim var. Ağlamalarım, hüzünlerim, kederlerim… Anlarım, anılarım nice birikintilerim var şu kısa ömrümde… Yazamıyorum. Biliyorum ki yazsam yanacak satırlar, viran kelimelerden arınır mı hüzün bilmiyorum. Aslında şu günlerde yazmaya niyet ettiğim bir roman var… Onun heyecanı, onun taşması ve sanırım bunca yük bu günlere mirasmış içimde. İnşAllah ortaya güzel şeyler çıkacak, bunun için dua ediyorum. Sizden de dualar bekliyorum. Ve tabii bunların yanında ağır da olsa okumaya devam ediyorum. Yakın zamanda, şu an ne okuyorum listemde kalan kitabı bitirdim çok şükür. Başlıktan da anlaşılacağı üzere kitap; AbumRabum; Bir Hz.İbrahim Romanı…

Kıymetli İskender Pala’nın kaleminden dökülen ve benim için “Bülbül’ün Kırk Şarkısı” romanından sonra en güzel eseri bu AbumRabum.

Sevgili okurum;

Dünya yaratıldığından beri ümmetlerden geçmiş peygamberler biz inananlar için biliriz ki birer tebliğcidirler. Allah’ın dinini, vahiy ile indirdikleri kitabı bize ilk öğretmen olarak öğretmiş, yaşamış ve önder olmuşlardır. Bir çok ümmet helak olmuş, bir çoğu ise kurtuluşa erenlerden olup cennet ile müjdelenmiştir. Ümmetlere en çok iz bırakan peygamberleri okumak çok önemli bence, hatta bulunabiliyorsa öyle akıcı kalıcı olmalı ki okurken bu hayatları romanlar tercih edilmeli derim, bunların en başarılılarını bence İskender Pala yazıyor. Bu arada şunu da söyleyeyim. Ben biliyorum ki ne yazılır ne çizilirse çizilsin asla yetmeyecek, daha da ötesi ruhumuzu gönlümüzü asla doyuramayacaktır. Hiç yoktan iyidir diyorum ben, haa tabi yanlış algı olmasın burada yazara bir eleştiri asla yok. Eleştirilecek olanlar biz okuyanlardır sadece.

Kısaca romana geçecek olursak;

Pala; Roma, Kudüs ve İstanbul ekseninde bir casusluk romanı olarak yazdığı eserinde, Mezopotamya’nın sosyal, siyasi ve sanatsal tarihini de öyle güzel işlemiş ki, sayfalarca sizi hiç sıkmadan sürüklenerek okuyorsunuz.

Hz.İbrahim’in şifresini bulup, hazinesini elde etme peşinde olan dünyanın gizli yöneticileri, dinler üzerinden insanlığı birbirine düşürüp savaşlar çıkartarak rant oyunlarını kurguluyorlar, birbirine zincirleme devam eden serüven kitap sonuna kadar devam ediyor ve hayretler içinde kalarak şaşıracağınız nice olaylarla gözleriniz satırları geride bırakıp bir an önce sonraki bölüme geçmenin sabırsızlığını yaşıyor.

Bu müthiş maceralar, cinayetler, aşk ve hüzün kurgularını heyecanla okuyacak, İbrahim’in mesajını öğrenecek, Hz.İbrahim’i Allah’ın nasıl dost edinip, O’nun nasıl İbrahim Halilullah olduğunu yüreğinizdeki en güzel dokunuşlarla hissedeceksiniz. Şiddetle tavsiye ediyorum. Ama size tavsiyem okurken fazla ara vermeyin kitaba, bağlantıları unutup konu bütünlüğünü kaçırmamanız çok önemli.

Size veda ederken kısaca kitap tanıtımını vermek istiyorum ben yine de hemen aşağıda. Sevgi ve muhabbetle,


AbumRabum, İskender Pala, Kapı Yayınları

Karısı Saray, Avram’a çocuk verememişti. Saray’ın Hacer adında Mısırlı bir cariyesi vardı. Saray Avram’a, (…) “Lütfen cariyemle yat, belki bu yolla bir çocuk sahibi olabilirim” dedi. Avram Saray’ın sözünü dinledi. (…) Rabb’ın meleği (hamile kalan Hacer’e) (…) “Bir oğlun olacak, adını İsmail koyacaksın. (…) Herkes ona karşı çıkacak, kardeşleri onunla hep çekişme içinde yaşayacak” dedi (Tevrat, Tekvin, Bâb 16).

İbrahim’in biri köle, biri de özgür kadından iki oğlu vardır. (…)

Bu kadınlar iki antlaşmayı simgelemektedir. Biri Sina Dağı’ndandır, köle olacak çocuklar doğurur; bu Hacer’dir. Oysa göksel Yeruşelim özgürdür, annemiz odur.(…) İşte böyle kardeşler, bizler cariyenin değil, özgür kadının (Sara’nın) çocuklarıyız (İncil, Galatyalılar 4/21-31).

Dünyanın en eski medeniyetlerine ev sahipliği yapan Ortadoğu… İnsanlığın beşiği ve Hz. İbrahim’in ayak izlerini taşıyan yurtlar… Ve Müslümanlar üzerinden süregiden savaşlar… Bir bakıma Hz. İbrahim’in mirası peşindeki evlatlarının amansız mücadelesi…

Ortadoğu’da yalnızca fikirler, inanışlar, canlar değil, tarih de bir katliamın pençesinde. Artık hakikati görenler, Irak ve Suriye’de birinin kanı toprağa akarken uzaklarda kanı bitlenen birilerini, burada bir kurşun namludan fırladığında meçhul ülkelerde kabaran cüzdanları, burada annelerin ağıtları gözyaşlarına karışırken bir yerlere gizlice kaçırılan tarihi mirası fark edebiliyorlar. Oynanan oyuna insanlığın geçmişiyle hesaplaşması deniyor ama hakikatte geleceğini belirleme potansiyeline sahip.

Elinizdeki kitabı yalnızca Roma, Kudüs ve İstanbul ekseninde bir casusluk romanı olarak değil, aynı zamanda Mezopotamya’nın sosyal, siyasi ve sanatsal tarihi gibi de okuyacaksınız. İskender Pala’nın her zamanki yetkin kaleminden nefes nefese bir polisiye…


“Aradığım her ne varsa, şafağı örülmemiş gecelerin suskun hecelerinde saklıdır yâr! Kovaladığım bayram şekeri tadındaki umutların arefesinde gidip geliyorum… Ve şimdi bütün rüyalarımda hasretin yüzü, yağmurlu camlarımda ise bütün efsunuyla yıldızların izi saklı…”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir